müslüman iseviler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müslüman iseviler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

SAİD-İ NURSİ'NİN ÜMMETE KURDUĞU BÜYÜK TUZAKLARDAN BİRİ; "MÜSLÜMAN İSEVİLER"



Din cahili, sahtekar, mason uşağı, misyoner tuzağı Deli Said'in, yani Said-i Nursi'nin (ki gerçek adı Said Okur'dur) "Müslüman İseviler" iddiası da, küfre götüren tuzaklarından biridir. 

Hem Müslüman hem Hristiyan olunmaz. Çift dinli olunmaz. Konunun detaylarını, kaynakları ve ispatları ile www.AkademiDergisi.com'da yıllar önce işlemiştik, İsa aleyhisselam kaldırılığı sema katından, ahir zamanda yeniden dünyaya indirilince, Hristiyanların değil Müslümanların başına geçecek.

Hain Said'in iddia ettiği gibi, Hristiyanların bir kısmının, başlarında hak bir peygamber olmadan, dinlerini(inançlarını ve şeriatlarını/helal ve haramlarını) düzeltip hak yolu bulması gibi bir şey olmayacak. Peygamberimizden sonra başka bir peygamber de gelmeyecek ve ahir zamanda bazı Hristiyanlar hatta Yahudiler, İslam'ın hak olduğunu görüp, İslam'a ve şeriat-ı Muhammediyeye tabi olmaları gibi bir şey olacak. Ancak bu şekilde kurtuluşa erecekler.

Deli Said'in "İsa (a.s.)'nın nüzülünden/indirilmesinden önce bazı hristiyanların itikadı hak bir dine dönüşecek, bunlar -dikkat edin islam'a ve şeriata tabi olmayıp da- Müslümanlarla ittifak edecek(yani onlar da hak, Müslümanlar da hak olacak). İsa a.s. bu -islama tabi olmadan- hak yolu bulan İsevilerin-hritiyanların başlarına geçecek. Deccal küfrünü bu "Müslüman İsevi"lerle beraber yıkacak." v.b. uydurmaları, kalbinde iman olan hakiki bir mü'minin ağzından ve kaleminden çıkabilecek şey değildir. Ancak gizli bir kardinalin, gizli bir Ermeni'nin, gizli bir Misyonerin ağzından ve kaleminden çıkabilecek tuzaklardır.

Tıpkı, Deli Said'in "1. dünya savaşında bizimle harp eden, İslam'a ve Müslümanalra karşı canı pahasına mücadele eden hristiyanların şehit hükmünde oldukları" iddiasında ve tuzağında olduğu gibi, bunlar müslüman birinin sözleri olamaz.

Türkiye müslümanları, 1950'lere kadar bilinmeyen ve yabancı istihbarat örgütleri ile misyoner teşkilatları tarafından üretilen "nurculuk" akımının, yıllardır bütün ispatları ile meydana serdiğimiz vahim gerçeklerini kabul etmeli ve derhal bu tuzaklara ve bu bozguna bir son vermeli. Kaybedilenler dünya nimetleri değil, ebedi saadet kaybediliyor.

2001 yılında, tahsilli, dini terbiye almış, bir taraftan da Tarih alanında doktora yapmakta olan biri ile tanışmıştım. Elinden risaleler düşmezdi. On dakika boşluk bulsa, hemen eline bir risale alır okurdu. Dinine gayretli idi. Gel gelelim ki, bir hususi sohbetimizde "Üstad öyle buyurmuş, Avrupa'da Müslüman İseviler var. Onlar büyük zaferler kazanacaklar" demişti. "Hocam! Bunlar İslam'ın hak din olduğunu, Kur'an'ın hak kitap olduğunu, peygamberimizin hak peygamber olduğunu kabul ediyorlar mı?(öyle ya, etseler bunlara tabi olurlar ve isevi diye değil, Müslüman diye anılırlar)" diye sordum. "Hayır etmiyorlar." dedi. "Peki bir ilmihal okuyan talebe bile bilmez mi ki İslam'ı, Kur'an'ı, Rasulullah'ı duyup da iman etmeyen müslüman olamaz?" diye sorunca da, "Sen üstadtan iyi mi biliyorsun?" cevabını vermişti, en kibar şekli ile... Sonra da aramızdaki mü'mince muhabbet bir anda erimiş ve buzdan dağlar girmişti araya...

Dikkat edin! Bu akım küfürdür. Bakın küfürdür deyince gereğince idrak edemeyenler de var galiba; kıldığınız namaz, tuttuğunuz oruç, yaptığınız hiçbir amel hatta şehadet gayretiniz bile kabul olmadığı gibi, ölüm sırasında ve sonrasında, melekler size mü'min muamelesi yapmaz. Canınız bedeninizden kafirlere yapıldığı gibi korkunç bir azap ile kabzedilir. Kabir hayatınız tarifsiz bir cehennem çukuru gibi olur. Ruhunuz kıyamete kadar, Müslümanların götürüldüğü Iliyyine değil kafirlerin götürüldüğü Siccine götürülür ve orada durmaksızın azap çeker. Kıyamet kopmasından sonra da, mahşerde de, sonrasında da kafir muamelesi görürsünüz veeeee sonrasında da Ebedi/sonsuz/çıkışı olmayan/hiç bitmeyen ve bir dakikasına bile tahammül etmek mümkün olmayan bir cehennem azabına gidersiniz. Helak olursunuz.

Vaziyetin ciddiyetini kavrayın ve meseleye ırk, parti ve cemaat taassubu ile yaklaşmayın. Said Okur, alim de, veli de, adam da, insan da değildi. Onu tanıyan, şeriata göre adil şahit hükmünde olan, halen hayatta olan ve onun ciğeri beş para etmez bir yalancı ve pislik olduğuna, verdiği sözleri bile tutmadığına, doğru düzgün namaz bile kılmadığına yeminli şahitlik edebilecek kişiler var...

#mfs

Said-i Nursi (Bediüzzaman) Hıristiyan Misyoneri miydi? Ya da gizli bir kardinal miydi?

Said-i Nursi kimdir?
Said-i Nursi kimdir?
Said-i Nursi Hıristiyan Misyoneri miydi? Ya da gizli bir kardinal miydi?
İslam alimi sıfatıyla meydana çıkmış ve sözde yüzlerce İslami eser yazmış birinin, Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık hakkında bu kadar vahim hatalar içinde bulunabilmesi mümkün müdür? Said’in, kendisine inananları doğrudan küfre/ebedi cehenneme götürecek olan bu yazdıklarını hata ile yazmış olma ihtimali var mıdır? Bu gün dinler arası diyalog fitnesinin ülkemizdeki ayağının temel dayanak noktasının da Kur’an veya Sünnet değil de Said-i Nursi ve risaleleri olduğu düşünüldüğünde, acaba Said, ta o zamanlarda bu günkü fitnelerin temellerini mi atmıştır? Bunun için mi Fener Rum Patriği ile çok sıkı bir dostluğu olmuştur? Bunun için mi Said’in bazı yakın talebeleri ve bağlıları Masonik derneklerin kurucularından olmuştur? Bunun için mi Avrupa’da Risale-i Nur’u  bir Yahudi firması olan SHELL bastırmış ve ücretsiz dağıtmıştır?

İlmihal dersi almış bir Müslüman çocuğunun bile aldanmayacağı bu yanlış bilgileri Said ne maksatla söylemiştir, yazmıştır?  Hıristiyanların ruhban sınıfına mensup olanlarının evlenmediği gibi Said-i Nursi de evlenmedi. Bu yüzden mi “Benim has talebelerim evlenmesinler” dedi? “Has talebeleri” ifadesi ile kast ettiği kişiler gerçekte kimlerdi? Kendi gibi gizli kardinaller mi? Hal böyle olunca “Mezarının Vatikan’da olduğu” yönündeki iddialar da çok manidar değil mi? Acaba “has talebe”lerinden Fethullah Gülen de bunun için mi evlenmedi ve Vatikan’a yaptığı ziyaret sırasında bu yüzden mi “Vatikan’da ölmeyi düşledim.” Dedi? Bu yüzden mi Fethullah Gülen, günümüzde, İslam’ın en temel hükümlerini bile çeşitli taktiklerle inkar edip kaldırmaya çalışıyor ve her yaptığı Hıristiyanlara yarıyor? Bu yüzden mi “has talebe” Fethullah Gülen’in ABD’de onlarca yıldır ikamet ettiği villa bile Hıristiyan Misyonerlerin yaz kampı olarak kullandı bir villa? Bu yüzden mi Gülen’in dünyaya hizmet(!) gayesi ile dağıttığı gençlerin ellerinden hep Hıristiyan Cizvitler(Misyonerler) tuttular ve onların gittikleri ülkelerde hızla kurumsallaşmasına zemin hazırladılar? Bu yüzden mi her sene başka başka devletlerin emniyet ve istihbarat birimleri Gülen’in okullarını CIA ve ABD bağlantısı nedeni ile kapatıyorlar?

Hem biliyor musunuz, 1940-1950’lere kadar İslam aleminde “Nurculuk” diye bir akım, mezhep ya da meşrep yoktu? Bu “Nurculuk’u, deli raporlu Said eli ile Hıristiyan Misyonerleri mi kurdu? Yazarımız Harun Çetin’e ait olan aşağıdaki araştırmayı lütfen bu ön bilgileri göz önünde bulundurarak okuyup tahlil edin ve daha geniş bilgi için www.AkademiDergisi.com ’u  ya da www.gerceksaidinursi.blogspot.com’u ziyaret edin.  (Akademi Yönetimi)



RİSALE-İ NUR’DA HRİSTİYANLIĞA DAİR İFADELER


            “Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçârelere gelen felâketler, helâketler, sefâletler, açlıklar, şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semâviye, mâsumlar hakkında bir nevi şehâdet hükmüne geçiyor. Üç-dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken Avrupa’da, Rusya’daki çoluk-çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat, bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki: O musibet-i semâviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise; ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

Onbeşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise; mükâfatı büyüktür belki onu Cehennem’den kurtarır. Çünki, âhirzamanda mâdem fetret derecesinde din ve Dîn-i Muhammedî’ye (a.s.m.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş. Ve mâdem âhirzamanda Hazret-i İsa’nın (a.s.) dîn-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet’le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehâdet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebid büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefâhetinden ve küfrânından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber; yüz derece onlara kârdır, diye hakikattan haber aldım. Cenâb-ı Erhamürrâhimîne hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum.”[1]


            Mazlum da olsa mağdur da olsa, İslam’a ittiba etmeyen hiç kimsenin cennete gidemeyeceğini Allahu Teâlâ şöyle bildirmiştir: “Kendileri kâfir olmuş olan o ehli kitap ve müşrikler; gerçekten içerisinde ebedi kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte sana! Onlar, yaratıkların en kötüsü ancak onlardır.”[2] Dünyada amelleri güzel de olsa, Müslüman olmayanların Cennet’e giremeyeceğini yine Hz.Kur’an bildirir:

Dikkat; Gerçek İsevilik Bozuldu ve Hıristiyanlığa Dönüştü, Sizi Aldatmasınlar!

Dikkat; Gerçek İsevilik Bozuldu ve Hıristiyanlığa Dönüştü, Sizi Aldatmasınlar!


ÎSEVÎLİK

Îsâ aleyhisselâmın getirdiği hak dîne verilen ad. Îsâ aleyhisselâma nisbetle Îsevîlik, yerleştiği yer olan Nasıra’ya nisbetle Nasrânîlik adı verilmiştir.

Allahü teâlâ insanlara, dünyâda ve âhirette kurtuluşa ermeleri için yol gösterici peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bir kısmı yeni bir din getirmiş bir kısmı ise bu dînin emir ve yasaklarını tebliğle vazifelendirilmiştir. Yeni bir din getiren peygamberlerden birisi de Mûsâ aleyhisselâmdır. Mûsâ aleyhisselâma Tevrat adında ilâhî kitap indirildi. Mûsevîlik dîninin esaslarını insanlara tebliğ etmesi emredildi. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberler de Mûsevîlik dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ettiler. Peygamberlere karşı çıkan ve hatta onları şehid eden İsrâiloğulları Tevrat’ı ve Mûsevîlik dînini değiştirdiler.

Allahü teâlâ Kudüs yakınındaki Nâsıra şehrine yerleşmiş olan Îsâ aleyhisselâma otuz yaşındayken peygamberlik emrini bildirdi. Îsâ aleyhisselâm insanların Allahü teâlâya inanmalarını ve O’nun emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmalarını istedi. İsrâiloğulları onun dâvetini kabul etmedikleri gibi O’na karşı çıktılar. Îsâ aleyhisselâm birçok mûcizeler gösterdi. Fakat O’na pek az kimse îmân etti. Kendisine îmân edenler arasından seçtiği havârî adı verilen on iki kişiden Allahü teâlâya îmân ve ibâdet edeceklerine dâir söz aldı.

İsrâiloğulları Îsâ aleyhisselâma çeşitli iftiralarda bulunup onu öldürmeye karar verdiler. Hazret-i Îsâ’yı aramaya başladılar. Îsâ aleyhisselâmın havârilerinden Yehûda (Judas) birkaç kuruş karşılığı Îsâ aleyhisselâmın yerini haber verdi. Îsâ aleyhisselâmı yakalamak üzere Yahûdîlerle birlikte eve girince,Allahü teâlâ Yehûda’yı Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler de onu Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar, haça (çarmıha) gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ hazret-i Îsâ’yı göğe kaldırdı. Îsâ aleyhisselâm bu sırada otuz üç yaşındaydı.

"Müslüman İseviler" iddiası ve kavramı bir TUZAKTIR...

"Müslüman İseviler" iddiası ve kavramı bir TUZAKTIR...


Sual: (Hazret-i İsa, kıyamete yakın yeryüzüne inecek, teslis inancını kaldıracak, hakiki Hıristiyanlığı getirecek, Hıristiyanlıkla İslamiyet’i yaklaştıracak, böylece İsevi Müslümanlar ortaya çıkacaktır) deniyor. İsevi Müslüman olur mu? Yani ahir zamanda, iki dinli insanlar mı çıkacak?
CEVAP
Hayır, İsevi Müslüman veya Müslüman İsevi olamaz!

Sütlü idrar veya idrarlı süt denmez, ikisi de necistir. Bu ifade, Müşrik Müslüman veya Temiz necaset yahut Namuslu fahişe tabirine benziyor. Bunlardan biri kötü ise, ötekini de kötü eder. Biri necis ise veya kâfir ise ikisi de, aynı hükme girer.

Kâfirlik kelime oyunlarıyla gizlenmeye çalışılıyor. Süte idrar karıştırınca, bunu İdrarlı süt diye övmekle, İsevi Müslüman demek arasında ne fark vardır ki?

Bir Hıristiyan, İsevi Müslümanım veya Müslüman İsevi’yim demekle Müslüman olmuş olmaz. Dinine, putuna zarar vermez, dinden çıkmış olmaz. Yani bir gayrimüslim, ben Müslümanım dese de Müslüman olmuş olmaz. Fakat bir Müslüman şakadan bile, ben Hıristiyanım dese, onun kâfir olacağı fıkıh kitaplarında yazılıdır. Yani, Müslüman İsevi’yim diyen, kâfir olduğu gibi, Müslüman Musevi’yim diyen de kâfir olur.

Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?

Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?


"Müslüman İseviler" tabiri Said Nursi'nin uydurduğu bir kelime oyunudur.

Şu anda yaşayan tek bir İSEVİ yani İsa peygamberin dinine tabi olan kişi yok ki bir de bunlar zamanımızda veya ileri de Müslüman İseviler olsunlar?

Varsayalım ki İsevilik bozulup Hristiyanlığa dönüşmedi ve aslı duruyor olsun.. Yine bunlar Müslüman bilinemezler çünkü İsa peygamberin getirdiği hak kitap olan İNCİL in hükmü kalktı. Herkes Kuran'a ve Peygamberimize tabi olmak zorunda.. Peygamberimiz ashabına "Vallahi Musa gökten aranıza inse de siz beni bırakıp ona tabi olsanız dalalete sapmış olursunuz" buyurmuştur.

Sonra Kuran'ı ve peygamberimizi kabul etmeyen bu Hıristiyanlar ola ki hidayet bulup Kuran'a tabi olduklarında da bunlara Müslüman İseviler değil sadece Müslüman denir. İlla başka bir dinden İslam’a döndüklerine işaret edecek bir kelime kullanılacaksa Hristiyanlıktan ihtida eden (hidayet bulan) Müslümanlar denir.. Muhtedi denir.. Tarih boyunca böyle dendi, hidayet bulup İslam’la şereflenenlere…

Bu güne değin en çok tıklanılanlar